|
|
|
|
|
|
|
|
| Türkiye'nin İlk ve En Çok Ziyaret Edilen BİR Numara Emekçi Sitesi.*Gücümüz;EMEK ve EMEKÇİ:Yolumuz;HAK ve HİZMET Yoludur.Y.BALCI |
Haziran 2004 yılında başlayan sendikal faaliyetimiz sonucunda örgütlenmesini sürdüren Tarım Orman-İş Sendikamızın 2. Olağan Genel Kurulu, 7-8 Nisan 2007 tarihlerinde Ankara’da Hak-İş Konfederasyonu toplantı salonunda coşkulu ve heyecanlı bir şekilde tamamlandı. Genel Kurulda Tarım Orman-İş Sendikası Genel Başkanlığına Settar ASLAN seçildi.
Genel Kurul saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Divan’ın oluşumuyla başladı. Divan Kurulu Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Yusuf Engin başkanlığında oluşturuldu. Ardından Genel Kurul’da konuşmalara geçildi.
Tarım Orman-İş Sendikası eski Genel Başkanı Seyit Ahmet Kahraman bugüne kadar sendikada yaşanılan süreç hakkında bilgi verdi. Ardından Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, AKP Milletvekilleri Hüseyin Tanrıverdi ve Agah Kafkas ile Tarım Orman İş Sendikası Genel Başkanlığına aday olan Settar Aslan birer konuşma yaptı.
USLU, “ORMAN İŞÇİSİNİN YÜZDE 95’İ KADROLU OLUYOR”
HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu, Sendikamızın 2. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Genel Kurul delegelerine “Orman İşçisi Hak-İş Konfederasyonumuzu tercih etmiştir. Dik durmuş ve İradesine sahip çıkmıştır, alkışlıyorum. Bu kadar çok yalana, bühtana, iftiraya, tezgaha geçit vermediğiniz için en büyük takdiri, en büyük alkışı sizin hak ettiğinize inanıyorum” diye seslendi.
“Bugün sizin huzurlarınıza gerçekten başımız dik ve alnımız açık geldik” diyen Uslu, “Orman işçisinin kadro sorununu çözmek inşallah bize nasip olacak.” sözünü hatırlatarak, “Allaha şükrediyorum ki bu sözümüz yerine gelmiştir ve Cenab-ı Hak bize nasip etmiştir. Hepinize hayırlı olsun” dedi.
ASLAN: “SİZİN AĞLAYAN GÖZÜNÜZ GÜLEN YÜZÜNÜZ OLACAĞIZ”
Tarım Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan ise orman işçisini kadrolu yapmak için gece gündüz demeden çalıştıklarını belirterek, “Samimi olursanız, düzgün olursanız, kafanızda başka, dilinizde başka şey olmazsa, bilesiniz ki yollarınız size açılır. Çok şükür ki dünya gözüyle arkadaşlarımızın kadrolarını almalarını nasip etti. Güle güle sağlıklı günlerde kullanın, Allah herkese bu işletmelerden yüz akıyla emekli olmayı nasip etsin arkadaşlar” diye konuştu.
Orman işçisini hak ettikleri yere getireceklerini ifade eden Aslan, “Bu sendika sizin ağlayan gözünüz, gülen yüzünüz olmak zorundadır. Belki sizin hiç ummadığınız, hiç beklemediğiniz bir anda yanınızda olabiliriz” dedi.
DİĞER KONUŞMALAR
AKP Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi, geçici işçilere kadro verilmesine ilişkin olarak yürütülen çalışmalara değinerek, “Bu kadro işinizin ne olacağını söyleyeyim; merak etmeyin sizin kadrolarınız verilecek. Bu konuda konfederasyon başkanımız Salim Uslu Genel Başkanımızdan gitti talepte bulundu Genel Başkanımız bize talimat verdi, Çalışma Bakanlığına talimat verdi, yasa tasarısını hazırlıyoruz, size kadroyu vereceğiz merak etmeyin dendi. Çok şükür Cenab-ı Hakka sonucu itibariyle kim ne söz verdiyse, başta Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bu sözün gereği yapıldı, yerine geldi” dedi.
AKP Çorum Milletvekili Agah Kafkas: ise “Orman işçisi yılların ezilmişliğini, yılların horlanmışlığını, yılların istismarını 3 yıldır Türkiye’deki bütün hukuki boşluklara rağmen çok onurlu çok haysiyetli bir direniş sürdürüyor o nedenle de bu direnişin önderleri olarak hepinizi içten kutluyorum” diye seslendi. Kafkas, Tarım Orman-İş Sendikası’nın başta yeni Genel Başkanları olmak üzere yeni yönetim kuruluyla daha da güçlendiklerini belirterek, “Allah utandırmasın hedefe ulaşmada yeni yönetimin bir ivme katacağına inanıyorum” diye konuştu.
Genel Kurulun ikinci gününde yapılan seçimlerde, Tarım Orman İş sendikası Genel Kurulu, Genel Yönetim Kurulu üyelerini yenileyerek, Settar Aslan’ın başkanlığında yola devam kararı aldı.
HAK-İŞ GENEL BAŞKANI SALİM USLU’NUN TARIM ORMAN-İŞ SENDİKASI
GENEL KURUL KONUŞMA METNİ
Sayın Milletvekilimiz,
Kardeş Sendikalarımızın Değerli Başkan ve Yöneticileri,
Tarım Orman-İş Sendikamızın Çok Değerli Yönetimi ve Delegeler
Şahsım ve HAK-İŞ topluluğu adına, hepinizi saygıyla selamlıyor kongrenize başarılar diliyorum.
Aslında bana gösterdiğiniz cömert ilgi ve alkışları hak eden sizlersiniz.
Sendikamızı kurup yola çıktığımız andan bugüne kadar, başlangıçta bize güvenerek, daha sonraki süreçte içerden ya da dışardan sizi ifsat etmek isteyenlere fırsat vermeyerek, süreç ne kadar uzarsa uzasın, bu Konfederasyonun, bu Sendikanın, sizi mağdur etmeyeceğine, yarı yolda bırakmayacağına, sonuna kadar, ama sonuna kadar sizin haklarınızı savunacağına inanarak peşimizden geldiğiniz için esas alkışı size, esas teşekkürü size layık görüyorum.
Bu kadar çok yalana, bühtana, iftiraya, tezgaha geçit vermediğiniz için en büyük takdiri, en büyük alkışı sizin hak ettiğinize inanıyorum.
Bugün sizin huzurlarınıza gerçekten başımız dik ve alnımız açık geldik. Beraber yola çıktığımızda “orman işçisinin kadro sorununu çözmek inşallah bize nasip olacak.” demiştim.
Bu sözümü hatırlıyorsunuz değil mi? Ve Allaha şükrediyorum ki bu sözümüz yerine gelmiştir ve Cenab-ı Hak bize nasip etmiştir. Hepinize hayırlı olsun.
Toplu İş Sözleşmenin bilmem kaçıncı dilim zammından istifade edemezsiniz dediler, yalan çıktı.
Yetkiyi alamazsınız dediler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından yetkimiz geldi.
“Sendika kapandı dediler, Kongre yapıyoruz”
40 tane yalan söylediler, 40’ı da boşa çıktı hala utanmıyorlar.
İnsan olanın, vicdanı olanın, bu kadar yalanı boşa çıktıktan sonra, bu kadar mumu söndükten sonra yüzü kızarır.
Ama belli ki yüz yok, astarlaşmış, kızarsa da görmüyoruz, anlamıyoruz.
Aslında bu arkadaşlarımızın, yalan söyleyen bu arkadaşlarımızın yalanla, dolanla ve de talanla sendikacılık yapmaya alışmış olanların, orman işçisine bakmaya yüzü de yok.
Bu kadar yıl işyerinde yetkili olacaksın, bu kadar yıl sendikacılık yapacaksın ve bu işçi bir anda, bir anda adeta kapakları açılmış barajın suları gibi senden akıp yuvasına gidecek, HAK-İŞ e gidecek, kendi geleceğine gidecek.
Ve orada dostluğu, kardeşliği görecek, orada kendine değer verildiğini anlayacak, emeğinin savunulduğunu görecek.
Arkadaşlar, hala yaşadığınız için siz çok sıcak biliyorsunuz, dışarıda anlattığınız insanlara hikaye gibi gelen gerçeği, orman işçisinin bir dram yaşadığını biliyoruz.
Az önce Seyit Ahmet Beyin (Seyit Ahmet Kahraman) söyledikleri aynen doğrudur.
Çalışma süresinin belli olmadığı, çalışma süresi işverenin iki dudağının arasında olduğu ve her türlü keyfiliğin yasaların yerini aldığı, hukukun yerini aldığı bir düzen...
Ve bu yetmiyormuş gibi sendikacıların elinde bir liste; kimin hizmet akdi sona erdirilecek, kimin hizmet sözleşmesi sona erdirilecek, kimin yakını onun yerine işe çağırılacak, kimler kapının önünde kendisini bulacak, kimlerin hizmet süresi kısaltılacak, kimlerin uzatılacak.
Bütün bunlar ahbap-çavuş ilişkileri ile belirleniyordu. Bu akla da vicdana da hukuka da insanlığa da aykırı bir durumdu, bunu kabul edemezdik.
Değerli arkadaşlarım,
Onun için biz işe başladığımız andan itibaren çok ciddi olduğuna inandığım, bana önemli sorumluluklar getirdiğini bildiğim bir sözü vermek zorundaydım.
Ve o gün “Geçici orman işçisinin çalışma sürelerini uzatmak boynumuzun borcudur” dedim ve bugün çok şükür, bu sözün gereğini yerine getirmiş olmanın huzuru ile orman işçisine vicdan borcunu ödemiş olmanın gönül rahatlığıyla huzurlarınızdayım.
Bizde kadirbilirlik çok önemli, sizin geldiğiniz sendikada taş gibi, çınar gibi sadakatle nasıl durduğunuzu takdir ediyorum ve bunun kadirşinaslığı içerisinde sizleri nasıl ayakta alkışlıyorsam, aynı alkışı Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan için de yapıyorum.
Siyaseten beğenirsiniz, beğenmezsiniz, ama orman işçisi bize geldikten sonra Sayın Başbakanla yaptığım ilk görüşme, orman işçisinin kadro meselesidir.
Bana “Salim Bey, ilk bütçe de bunu yapalım. Bu sene geçti, gelecek sene bütçede bunu yapalım” dedi.
Dedim ki: “Efendim, o zamana kadar başka problemimiz var, işçiler 15 gün çalıştırılıyor.”
Başbakanımız, “Böyle birşey olur mu ? Mümkün mü? Geri kalan 11.5 ay ne yapıyor bu işçiler” diye sordu.
Ben de “Evlerinde oturup dua ediyorlar işveren insafa gelsin de bizi işe çağırsın diye” karşılığını verdim.
Sonra Orman Bakanımızla görüştük büyük bir duyarlılıkla Sayın Bakanımız talimat çıkarttı.
2005 yılında 4 ayın altında kimse çalışmayacak, hiç olmazsa Sosyal Güvenlik hakkından yararlansın insanlar.
Ve daha yetkili sendika değiliz ve çok uzun itirazlar, şikayetler özellikle şikayetler bizim aleyhimize yani, efendim işte orman işçisi çok çalıştırılıyor, siyasi kadrolaştırılıyor, süistimal ediliyor, filan diye başlayan ve engellemeye yönelik çalışmalar…
Çok engel gördük çok. Çok çelme yedik, Sayın Başbakan talimat verdi; geçici işçiler sorununu kamuda bütünüyle düzeltilsin diye, çünkü bu Türkiye’nin kanayan yarası, bizim bürokrat arkadaşlarımızın bazıları, Türk-İş de buna yattı, gazetelerinde övgü ile bahsediyolar; “11 ay çalışanlara kadro veriliyor.”
Dedim ki “Sayın başbakanım bu asla olmaz, bizim işçimiz 11 ay çalışmıyor, bizim işçimize 12 aylık iş var ama bizim işçimiz 6 ay zor çalıştırılıyor, 4 ay zor çalıştırılıyor, bu süreyi aşağı çekmemiz lazım.”
Süre aşağı çekildi, sonra bir baktık kimileri gene bizi çelmelemeye çalışıyorlar. Hangi akla, hangi niyete hizmet ediyorlar bilmiyorum ama bu sefer de yangın işçisi hariç yazmışlar.
Böyle kepazelik olur mu?
Yine ilk fırsatta sayın başbakanımız ile görüştük ve “Yangın işçisi hariçle beraber 2005 ve 2006 da 6’şar ay çalışmak şartı getiriliyor.” Oysa 2006’da 6 ay çalışan kamu işçisi sadece orman da var. 2005 şartını da getirdiğin zaman orman işçisinin kadrosunu engelleme amacından, hesabından, tezgahından başka ortaya bir şey çıkmıyor.
Niye, çünkü ahbap çavuş ilişkileri devrede. Ve onu da aştık, Elhamdülillah.
Sonra Mecliste gündeme geldiğinde bir de gördük ki 2006 da 6 ay çalışacaklar, fakat 01.04.2007 tarihinde de fiilen işyerinde çalışıyor olmaları koşulu getiriliyorlar. Hemen harekete geçtik, Milletvekillerimiz Hüseyin Tanrıverdi ve Agah Kafkas beylerle, o gece 03.00’a kadar burada çalıştık, genel kuruldan geçmiş bir madde, tekriri müzakere ile düzeltildi.
Böylelikle, sözleşmesi askıda olan arkadaşlarımız, henüz göreve çağırılmamış, yangıncı arkadaşlarımızın kadro dışı bırakılma tezgahı, oyunu bozuldu.
Değerli Arkadaşlarım,
Bazı arızalar, eksiklikler olduğunu biliyorum.
Ama şu anda orman işçisinin % 95’i kadrolu oluyor. Şimdi Hükümetimize, Sayın Başbakanımıza, Sayın Orman Bakanımıza ve Orman Bakanlığı Bürokratlarına bir teşekkür borcumuz var.
Bize kadro verdiği için zaten teşekkür ediyoruz, ama bakın yaptıkları siyaseten yanlıştır, çünkü tartışmaları izlediniz mi?
Bazı CHP’li arkadaşlar; “kadrolaşılıyor kendi yandaşlarına kadro veriliyorlar” diyorlardı. Allah aşkına söyler misiniz AK Partili yandaşlar mı kadro aldı sadece?
20 yıldır bunu bekleyen bugünü bekleyen insanlar var. Hangi parti döneminde işe alındığının bir önemi var mı, insan olmanın ekmek götürmenin, aş peşinde olmanın kadrolaşmayla siyasetle ne ilgisi var Allah aşkına.
Bu nasıl istismar, bu nasıl vicdansızlık, AK Parti kadrolaşıyormuş. Şimdi AK Parti siyaseten yanlış yapmıştır, bunu söylüyorum ben niye? Normal bir siyasi parti ne yapar oturur kendi yandaşlarını alır, doğru mu?
Onlara kadroyu verir. Sizin hizmet sözleşmenizi sona erdirir. Kadroyu yandaşlarına verir. Ama AK Parti bunu adalet anlayışına aykırı bulmuştur.
Bizim hak anlayışımıza aykırı, böyle bir seçicilik, böyle bir eleme, insanları siyasi görüşüne göre tasnif etme anlayışı, hakka ve adalete uymamıştır.
Ve bilesiniz ki Türkiye’de bugün 218 bin insan kadroya kavuşuyorsa, bunun müsebbibi, bunun vesilesi, sebebi gerekçesi orman işçisidir bunu bilesiniz.
Siz adeta bir mum gibisiniz, çünkü bütün kamu işletmelerinde çalışanlara kadrolar dağıtılırken sizden esirgendi.
Siz sıkıntıyı çektiniz bir mum gibi yandınız eridiniz ama bugün, bugün öyle bir aydınlık yaydınız ki, sizin sayenizde 218 bin kişi kadro sahibi oldu. Onların da duası sizinledir.
Değerli arkadaşlarım,
Yetki davaları devam ediyor. Sendika aleyhine açılmış çeşitli davalar var, canı sıkılan, çomak sokmak isteyen, çelme takmak isteyen kalkıyor bir dava açıyor. Ve bu sendikaya karşı sütsüzlük yapılmaya devam ediliyor.
Sütsüzlük yapılıyor, bu sendikaya ve orman işçisine. Bunların kimler olduğunu biliyorsunuz, itibar da etmiyorsunuz, değer de vermiyorsunuz, bu tavrınızı, bu kararlılığınızı devam ettirin.
Çünkü, sizin üzerinize oyun oynamak isteyenler, sizi kullanmak alet etmek isteyenler, oyunlarına, tezgaha getirmek isteyenler var; bunlara fırsat vermeyin. Çünkü orman işçisi bir birlik yakalamıştır.
Bu birlikteliğin sonuçlarını meyvelerini almaya başlamıştır, HAK-İŞ Konfederasyonu bütün olanaklarını bütün birikimini, bütün nüfuzunu orman işçisine cömertçe sergilemiştir.
Bu birlikteliğinizi bozmayın. Ve bu kongreden gittiğinizde de işyerlerinize, bu kongrenin ne kadar coşkulu, ne kadar birliktelik içinde olduğunu, ne kadar güç birliği yaptığınızı, ne kadar birbirinize inandığınızı ve güvendiğinizi anlatacağınız bir kongre olsun. Çünkü böyle bir kongreye ihtiyacımız var.
Bazı şeyler bizi yordu. Neler? Dedikodular, dedikodular bizi yordu, kulağımıza gelen laflar bizi yordu, kimi ak diyor kimi kara diyor, bunlar bizi yordu, sizi yordu ve yormanın ötesinde üzdü.
Şimdi bu kadar güzelliği yaşadığımız bir yerde bu üzüntülerin güzelliklerimizi, yaşadığımız güzellikleri, sahip olduğumuz başarıları gölgelemesine fırsat vermemeliyiz.
Çünkü bu orman işçisi, inanarak güvenerek, bilerek isteyerek, bu kadronun coşkusunu yaşamalı, bunu hak etti çünkü.
İşimiz çok. Sadece sendika aleyhine açılmış davalar, yetki davaları, bilirkişiler, bunlarla uğraşmakla kalmayacağız, şimdi bu kadronun uygulanması, 4-B’lerle ilgili düzenlemeler, bunların tartışılması, komisyonların yönlendirilmesi, ikna edilmesi, çıkacak yönetmeliğin takip edilmesi, çıkacak yönetmeliğin içeriğinin ne olması gerektiği konusunda bir çaba harcanması gibi daha çok işimiz var.
“Kimse siyasi nedenlerle öne çekilmez ya da arkaya itilmez”
Ne kadar orman bölge müdürlüğü varsa, ne kadar işletme varsa, ne kadar şeflik varsa, o kadar farklı görüş ve uygulama var.
Ya da Bakanlığa bağlı ne kadar farklı genel müdürlük varsa o kadar çok çeşitli uygulama var. Bunların bir yeknesaklık içerisine dönüştürülmesi düzeltilmesi gerekiyor.
Bu da bizim bundan sonraki boynumuzun borcudur. Bu sendikada çalışanlar, sadakat gösterenler takdir edilirler. Bu sendikadan kimse siyasi nedenlerle öne çekilmek ya da arkaya itilmek gibi bir tercihe tabii tutulmazlar, HAK-İŞ’in geleneklerinde bu yok.
“İnsanoğlunun elinin emeğinden daha hayırlısı yok”
“İnsanoğlunun elinin emeğinden daha hayırlısı yok” hadisi şerifi var ya bu sendikada insanın emeğinden hayırlısı yok, ötesi yok.
İnsanın memleketi, siyasi tercihi, ne bileyim cinsiyeti, bana yakınlığı, uzaklığı, bunların hiçbirisi ölçü değil. Bu sendikada, çalışkanlık, işi sahiplenme, sadakat, güven, bunlar çok önemli şeyler ve performans, çok önemli. İşçiyle ilişkiler, işçiyle kurulan iletişim, işçinin güvenine layık olmak, bunlar çok önemli.
Onun için bu sendikanın içerisinde bulunan arkadaşlarımız, bundan sonraki ilişkilerde mümkün mertebe bunlara dikkat etmeliler ki bu sendikadaki birlikteliğimizi devam ettirelim, dışardan yapılacak kimi müdahalelerin bu sendikada karşılığının olmadığı gerçeğini herkes bilmiş olsun.
Çünkü bu sendika, bu sendika tarafından yönetilmektedir. O kadar. Dışarıdan yapılan müdahalelere bu sendika kapalı olmalıdır.
“Cumhurbaşkanlığı seçimleri”
Gündemimizde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Yatıp kalkıp cumhurbaşkanlığı konuşuyoruz, cumhurbaşkanlığı tartışıyoruz, cumhurbaşkanlığını duyuyoruz.
Doğrusu bu konularda siyasi sözler tabii ki Sayın milletvekillerimiz tarafından söylenecektir. Ama ben de düşüncelerimi bu vesile ile sizlerle paylaşayım.
Geçenlerde bir televizyon programında, bana sordular “halkın sokağa çıkıp demokratik tepki vermesine neden itiraz ediyorsunuz, neresi yanlıştır?” Bende soru yanlış karşılığını verdim. Soru yanlış, çünkü ortada demokratik bir tepki yok, demokrasiyle sorunu olanların demokratik tepkisi olur mu?
Bu mitingi düzenleyenler kim, eski bir general, son günlerde emekli generallere ait olduğu ileri sürülerek yayınlanan günlüklere bakıyorsunuz, bu generalin ihtilal yapma hevesinde olduğu görülüyor. Şimdi ihtilal yapıp demokrasiyi rafa kaldırmak isteyen bir kafanın, demokrasiyle sorunu olmaz da nesi olur?
“Askeri göreve çağırıyorlar”
Malatya İnönü Üniversitesi açıklama yapıyor, diyor ki “Cumhuriyetimizin temel niteliklerini korumak ve kollamak sorumluluğunu taşıyan tüm kişi ve kuruluşları bu sorumluluğu yerine getirmeye davet etmeyi tarihi bir görev sayıyoruz.”
Koruma ve kollama sorumluluğu taşıyan kim? Koruma ve kollama sorumluluğu taşıyan kurum askeriye, değil mi askeriye, askeriyeyi göreve çağırıyor. İç hizmet kanununa göre askerin koruma kollama görevi var.
“Demokrasi özürlü zihniyet”
Askeri göreve çağıran bir zihniyet, nasıl bir zihniyet olur, olsa olsa demokrasi özürlü bir zihniyet olur. Demokrasi özürlü bir zihniyetin, demokratik tepkisi olabilir mi?
Evet herkesin yasalara göre miting yapma hakkı vardır. İzinini alır, mitingini yapar. Ama bu miting hakkının kullanılmış olması demek, bu mitinge herkesin saygı duyacağı anlamına gelmez.
Ben bu mitinge saygı duymuyorum, çünkü bu miting sivil bir karakterden, demokratik bir ilkeden uzaktır. Bunun için halk da itibar etmiyor.
Etmediği için de bindirilmiş kıtaları yani okulları tatil edip, sınavları erteleyip talimatla oraya bindirilmiş kıtalar taşıyacaklar ve maalesef bazı partiler de buna alet olacaklar, yazık ki yazık.
“Orgeneralden sonra Cum. General görmeye alışılmış”
Çünkü bu ülkede bir cumhurbaşkanı seçeceğiz 11. Cumhurbaşkanını seçeceğiz. Ahmet olmuş, Mehmet olmuş, Tayyip Erdoğan olmuş, bir başkası olmuş, 80 yıllık Cumhuriyetin en rahat Cumhurbaşkanını seçecek bir meclis var orada.
Çünkü bundan önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hatırlayın, bu sürgit devam eden turlar, bitmek tükenmek bilmiyor, emekli olan generaller kendilerini otomatik olarak Orgeneralden sonra “Cum. General” görmeye alışmışlar ve herkes kendisini harbiyeli delikanlı bile kendisini geleceğin cumhurbaşkanı olarak görmeye alışmış, böyle bir gelenek var.
Çünkü siviller bu işi bilmezler, beceremezler, sivillere emanet edilmez anlayışının demokratik karşılığı olamaz.
“Cumhurbaşkanı adaylarının kafasına silahların dayandığını biliyoruz”
Memleket ve cumhurbaşkanı adaylarının kafasına silahların dayandığını biliyoruz.
Rahmetli Gümüşpala’nın apartopar İstanbul’a gönderildiğini biliyoruz. Faruk Gürler’in adaylığında meclisin işgal edildiğini, içinin ve dışının işgal edildiğini milletvekillerine omuzlar vurulup suratlarına tehditler yapıldığını biliyoruz.
Buna rahmetli Ecevit de dahil. Tehdit edilmiştir. Şimdi böyle bir gelenekten sonra bir sivil Cumhurbaşkanını Cemal Gürsel’den, Korutürk’ten hatta Demirel’den, Kenan Evren’den daha değersiz kılan şey ne?
Doğrusu bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Bunu anlamakta fevkalade zorlanıyorum.
“Sivil Cumhurbaşkanını değersiz kılan şey ne?”
Bir sivil Cumhurbaşkanını değersiz kılan şey ne? Demokratik açılımı ne bunun demokratik karşılığı ne? Bunu doğrusu merak ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Kim ne derse desin bu parlamento meşru bir parlamentodur. İşte bize kanun çıkartmıştır meşru olduğu için, bütçe yapmıştır meşru olduğu için hükümeti denetlemektedir, kamuyu denetlemektedir.
Meşru bir parlamento bu kadar açık yetkisi varken, Anayasanın 101. ve 102. maddesindeki yetkisini niye kullanıp da bir Cumhurbaşkanı seçemesin, bu kadar basit.
Efendim Cumhurbaşkanının hanımının başının örtülü olmaması gerekiyormuş. “Nerde yazılı bu kural? Ya da sen nerenden uydurdun bunu?” demezler mi adama.
Yani bizim bildiğimiz anayasanın ötesinde, Cumhurbaşkanı seçilecek kişilerin anayasada yazılı -bildiğimiz anayasada yazılı- kuralların dışında Cumhurbaşkanının niteliklerini belirleyen eşinin, kendi eğitiminin, kılığından kıyafetinden okulundan ve partisine kadar, onları belirleyen bu ülkede hayalet anayasalar var da yoksa biz mi bilmiyoruz.
“Tehlikenin farkındayız”
Bir gazete başlık atmış “Tehlikenin farkında mısınız” diye. Evet tehlikenin farkındayız.
Hakikaten bir tehlike var, demokrasimiz tehdit altında olduğu için bir tehlike var, ulusal egemenliğimiz, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesi tehlikede olduğu için tehlikenin farkındayız.
Sivil siyaset tehdit altında bunun için tehlikenin farkındayız, parlamento ve anayasa tehdit altına alınmaya, parlamento görevini yapmaktan alıkonulmaya çalışılıyor bunun için bir tehlike altındayız evet.
“Anadolu çocukları Çankaya’ya yürüyorlar”
Ama bu toplumun sağduyusu bu tür tehlikeleri çok kolaylıkla aşmayı, aşabilmeyi, becermiştir.
Çünkü topluma güvenmeyenler, toplumun değerlerine inanmayanlar topluma yabancılaşanlar, toplumdan destek alamayanlar oraya buraya gidip aman “bizi kurtarın ne yapacaksanız bir an önce yapın” demekteler (o günlükleri okudunuz mu bilmiyorum), “aman bizi kurtarın ne yapacaksanız yapın” denilmesi aslında bir telaşın bir paniğin ifadesidir.
Çünkü Anadolu çocukları hangi partiden olduğu önemli değil, Anadolu çocukları Çankaya ya yürüyorlar.
Adı Tayyip Erdoğan olmuş, Abdullah Gül olmuş, başka birisi olmuş önemli değil, localardan geçmemiş insanlar, Anadolu çocukları Çankaya ya yürüyorlar sorun bu. Bu kadar basit sorun. Sorun Tayyip Erdoğan’ın partisinin sorunu değil.
Bir önceki hükümet döneminde de partiler kendi aralarından birisini çok rahatlıkla çıkartabilirlerdi, ama çıkartılmaması gerekiyordu. Anayasa mahkemesi başkanı onun için bulundu getirildi.
Dikkat ederseniz Anayasa Mahkemesi Başkanının Anayasa Mahkemesi’nin 37. Kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmayla Cumhurbaşkanı olarak yaptığı konuşmalar davranışlar, tutumlar, bir birinden 180 derece farklıdır.
O açıdan değerli arkadaşlarım Anadolu çocukları bürokraside, siyasette önemli yerlere geliyorlar ve kendilerini seçilmiş zannedenler, seçkinler olarak görenler, övülmüş olarak yaratıldıklarına inanan mahlukat var ya onlar bir hazımsızlık içerisindeler ve sorun da buradan kaynaklanıyor.
Değerli Arkadaşlar,
Kongremiz bugün tamamlanacak yarın da seçimler var. Bu kongremizin birlik ve güven içerisinde geçmesi son derece önemli.
Kongre öncesinde alışılmamış bir şey yaptım, bütün gruplarla görüştüm ve o gruplarla görüştükten sonra eğilimlerini tespit ettim, yani arkadaşlara bir emrivaki yapmak gibi bir niyetim olmadı, bugün sizi bir sürprizle karşı karşıya bırakmamak için dün niyetimi ve sizlerin ne düşündüğünüzü öğrenmeye çalıştım.
Ve sizin bazı gruptaki arkadaşlarımızın da oybirliğiyle, birçok bazı gruplarında alkışlarla akşam destek verdiği gibi Settar Aslan Bey’in ki benim çok uzun yıllar beraber çalıştığım, çok güvendiğim sendikacılığına, yeteneklerine inandığım bir arkadaş Settar Aslan Bey’in başkanlığında yola devam kararı aldık.
Evet bu kadar çok laftan sonra size akıl verecek halim yok. Settar Aslan’ı size emanet ediyorum ve kongrenizde başarılar diliyorum.
Hayırlı uğurlu olsun, bundan sonra inşallah yetki sorununu da kısa zamanda çözüp önce yeni seçilecek yönetiminiz ve Genel Başkanınız işyerlerini ziyaret edecek arkasındanda toplu sözleşmeyi yaptıktan sonra ben bütün işyerlerinizi ziyaret edeceğim.
Hoşçakalın, dostça kalın.
TARIM ORMAN-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI SETTAR ASLAN’IN
TARIM ORMAN-İŞ SENDİKASI GENEL KURUL KONUŞMA METNİ
Sayın Divan,
Değerli Delege Arkadaşlarım,
Değerli Misafirler,
Hanımefendiler, Beyefendiler,
Sizleri saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Ayrıca, sizlerin arkanızda 20 bin tane çalışanımı, gizli kahramanları da saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, ben bu son genel kurulda, Hak-İş Konfederasyonu’nun Genel Teşkilat Sekreterliğine geldim. Buraya gelmem münasebetiyle Ankara’da biraz önce arkadaşımızın ifade ettiği zor şartlarda kurulan Tarım Orman-İş sendikamız yine bu salondaki yapılan bir genel kurulla Hak-İş’e iltihak etmiştir.
Hak-İş’e iltihakından sonra bizim 1990’lı yılların başında sizlere rağmen bir genel kurul ayaklarıyla bizleri sizden kopartan, sizleri bizden kopartan bir yapı oluşmuştu.
Biz o günleri unutmadık, size kavuşmak için o günlerden bu günlere kadar Orman Bakanlığına bağlı işyerlerinde altyapı, zemin çalışması yaptık.
24 veya 25 Haziran tarihinde 2004 yılında Türkiye’nin çeşitli işletmelerinden çeşitli işyerlerinden 50’ye yakın arkadaşımızı Ankara’ya davet ettik. Yine bu salonda o arkadaşlarımızla, yol haritalarımızı çizdik. O çizdiğimiz yol haritasında arkadaşlarımızı siperlerine gönderdik ve harekete başladık. O günlerde Çanakkale, Balıkesir, Tekirdağ bölgesi bana verilmişti, ben o 3 bölgede çalıştım.
Bu saygıdeğer eli öpülesi bir emek dünyasıdır. Onun için ben bu ülkemizin akciğerlerini koruyan gece gündüz ayakta olan arkadaşlarımı alkışlamak istiyorum.
Orman işçisine kadro verilmesi konusunda Sayın Genel Başkanımız Salim USLU, “Bir televizyon programında 70 milyona karşı çıktı, dedi ki; orman işçisine kadro almak bize nasip olacaktır.” Bu çok ağır bir yükümlülüktür. Çok büyük bir sorumluluk isteyen konuydu.
O gün tabi bunu oturduk konuştuk, bu ifade hiçbir bilgiye hiçbir altyapı konuşmasına dayanmıyordu arkadaşlar. Dayandığı bir şey vardı bu orman işçisine kadro verilmesine inanç vardı. Bu bilgi tek buna dayanıyordu eğer inanıyorsanız zaten işin %50’sini halletmişsiniz demektir.
Çok şükür Cenab-ı Hak samimi olursanız, düzgün olursanız, kafanızda başka, dilinizde başka şey olmazsa, bilesiniz ki yollarınız size açılır. Çok şükür ki o sözün altında Cenab-ı Hak bizi ezmedi, dünya gözüyle arkadaşlarımızın kadrolarını almalarını nasip etti, güle güle sağlıklı günlerde kullanın, Allah herkese bu işletmelerden yüz akıyla emekli olmayı nasip etsin arkadaşlar.
Türkiye’de orman işçisinin eğer bir anıtı dikilecekse Osman Kahveci’nin anıtı dikilmelidir. Orman işçilerine kadro verilmesine ilişkin çalışmalar sırasında hazırlanan tasarılarda kaç ay çalışanları ve kimleri kapsayacağına ilişkin olarak ve büyük bir bilgi kirliliği vardı.
Arkadaşlar,
“Biz sizden bizlerin yanına gelmenizi bekliyoruz” dediniz, Tabii ki geleceğiz. Biz bunun için varız, asli görevimiz bu; Ankara’dan sendikacılık yapılmaz. Masa sendikacılığı Türkiye’de bitmiştir, bitmek zorundadır. Artık hizmet sendikacılığına dönmek zorundasınız.
Değerli arkadaşlarım,
Bu sendika sizin ağlayan gözünüz, gülen yüzünüz olmak zorundadır. Eğer bunu yapamıyorsa, bilesiniz ki kendilerinden öncekilerin düştüğü akibete düşerler. Bunu hiçbir zaman unutmayacağız, unutmayacağım. Belki sizin hiç ummadığınız, hiç beklemediğiniz bir anda yanınızda olabiliriz.
İnşallah toplu iş sözleşmemizi yaptıktan sonra, şubelerimizi kuracağız, bilesiniz ki biz burada daha önce gelmiş olduğunuz sendikadan farklı bir yapı ile örgütleneceğiz.
Sendikanız, şube başkanızın aidatını siz veriyorsunuz, çoluk çocuğunuzun nafakasından kestiğiniz aidatınızı veriyorsunuz. Sendikanız onu en reel şekilde en verimli şekilde, kullanmak zorundadır. Çünkü o para bize emanettir.
Emanetin bizde bir karşılığı var. Bunu şimdi sizin verdiğiniz emanet paradan, bir şube başkanının biraz önce Başkanımın (Salim USLU)da ifade ettiği gibi farklı bir yapı derken, araçları bile farklı kuracağız.
Yahu başkanım ben oraya çıkamadım arabamın altı vurdu falan yok, çıkacak. Başka şansı yok. Siz bunun için aidat veriyorsunuz, biz onun için maaş veriyoruz. Ona ne kalıyor, koşmak. O da koşacak. Eğer koşmuyorsa koşana bırakacak. Değil mi ?
Değerli Arkadaşlarım,
Bugün, dünden daha mutluyum daha neşeliyim. Neden? Bugün divana o kadar çok arkadaşım müracaat yaptı ki, bu müracaat yapan arkadaşları ben kutluyorum, kucaklıyorum. Niçin kucaklıyorum, kutluyorum, çünkü bu bir sahiplenmenin ifadesidir. Bu sendikaya sahiplenmenin, kabullenmenin ifadesi olarak kabul ediyorum. O nedenle arkadaşlarımı bir daha kutluyorum.
Konfederasyon tarafından görevlendirildiğim günden bu tarafa kadar, bu sendika çok çeşitli badireler yaşadı. O badirelerin içinde hemen hemen tamamında oldum.
Biz farklı bir yapıda olacağız.
Biraz önce bir arkadaşımız toplu sözleşmeden bahsetti. Toplu sözleşme sizlerin anayasasıdır. Haklarınızı bilmek gibi daha başka bir hakkınız olamaz yani. Toplu sözleşmeyi biz size yapacağız. Biz Ankara’dan, Keşan’daki, Artvin’deki, Erzurum’daki, Ardahan’daki sorunları bilemeyiz. O sorunları yaşayanlar bilir. Sizin derdinizi sizin sıkıntınızı da en iyi sizler bilirsiniz. Siz bildiğinize göre, toplu iş sözleşmenizin, taslak çalışmasına katılmak, oradaki arızayı buraya intikal ettirmek, ettirdiğiniz arızaların mücadelesini vermek, arkasında durmak, size düşmez mi?
Bilesiniz ki toplu iş sözleşmesi taslağını hazırlarken, işyerlerimizden azami ölçüde katılımı sağlayarak, o arkadaşlarımızla beraber, taslağımızı beraber hazırlayacağız. İnsanlar inandıkları bildikleri şeyin arkasında dururlar.
Kişi bilmediği şeye düşmandır. Bildiği şeye asla düşman olmaz. Onun için biz bilgi toplumuna geçmek zorundayız. Onun için bilesiniz ki toplu iş sözleşmesi hazırlık taslağımızı Cenab-ı Hak o günlere ulaştıracak inşallah, çok az kaldı, yine bu salonlarda oturacağız, gerekirse 1 gün gerekirse iki gün gerekirse 3 gün ama o taslağımızı burada sizlerle beraber hazırlayıp, işverene sunacağız.
O toplu sözleşmelerine yine sizin işletmelerinizden yeterince arkadaşlarımızı her aşamasına katacağız. Yani beraber yürüteceğiz.
Bilesiniz ki burada değerli arkadaşlarım, bir başarı varsa bu başarı sizlerin eseridir. Eğer bir başarısızlık olacaksa bilesiniz ki o başarısızlık bize ait olacaktır. Yani tabiri caizse biz piramitin üstüyüz siz piramitin tabanısınız, yani tabanı olmayan piramit olmaz. Biz burada gereken bir emek varsa onu sonuna kadar, sarfedeceğiz koşacağız.
Şunu biliyorum, burada sendikacılığın zor olduğunu biliyorum. Bu geldiğimiz şartlar içerisinde zor olduğunu biliyorum. Çünkü Türkiye coğrafyasının %28 ine hitap ediyorsunuz, kutsal bir görev yapıyorsunuz, doğayı koruyorsunuz, tabiatı koruyorsunuz, ağacı koruyorsunuz.
Çünkü doğanın tabiatın, ağacın bizim kültürümüzde bir yeri var. Çünkü bizim ecdadımız diyor ki ağaç kesenin başını keserim, onun için yaptığınız görev kutsal bir görevdir.
81 vilayette çevre il müdürlükleri, 27 bölge müdürlüğü, 217 işletmesi olan 5000’in üzerinde köyden oluşan bir yapımız var.
Bundan sonra önümüze bakacağız, evvelki gün bir şeyler dinledim çok da hoşuma gitti. Bunu sizlerle de paylaşmak istiyorum. Amerika’da bir gemi inşaa edecekler. Bilim adamları toplanıyor, geminin şurasını şöyle yapalım, burasını böyle yapalım, bir plan üzerinde çalışıyorlar. Profesörün biri çıkıyor, diyor ki hayır, siz gemi falan yapamazsınız. Mümkün değil diyor, yapamazsınız, yapamayız diyor, Neyse ona rağmen gemiyi kızağa koyuyorlar, gemi yapılıyor. Koca gemi yapıldı bak iskelet kuruldu diyorlar, beceremezsiniz bak yarıda bırakırsınız bu işi diyor. Sonunda gemiyi kızaktan indiriyorlar denize, basıyorlar marşa, motorlar çalışmaya başlıyor. Hoca gemi çalıştı diyorlar, olsun diyor. Gemi yol almaya başlıyor, devam ediyor, diyorlar ki bak hocam yapamazsın dediniz, gemi kızaktan indi motorlar çalıştı, yol almaya başladı gidiyor, olsun diyor durduramazlar diyor.
Şimdi burada hareketle bilesiniz ki Allahın izniyle Tarım Orman–İş sendikasını da durduramayacaklardır.
Çünkü biz hedefimize iş kolunun tek sendikası olmayı koyduk . Karınca misali, ama Allahın izniyle kısa bir zamanda iş kolunun tek sendikası haline geleceğiz.
Onun için hedeflerimiz önümüzde, bu sendika son cümle olarak hepinizin, ağlayan gözü gülen yüzü olacaktır.
Sağolsun biraz önce listeye koyduğum arkadaşlarımla da dün akşam oturduk konuştuk. Ben listeme sizden oy istiyorum destek istiyorum, denilmesini istemiyorum, iradenize saygım var. İşin zorluklarından bahsettim, bu sendikamızın 1 lira geliri yok. Şimdi ben hariç 5 tane arkadaşımız daha gelecek,
Yani bugüne kadar size hizmeti buraya getiren arkadaşlarımla, onlara benim yanımda omuz omuza bugüne kadar mücadele veren bundan sonra da onlarla beraber mücadeleye devam etmek istiyorum.
Onun için taşradan gelemeyecek arkadaşların yükleri omuzlarımda ama en azından burada paylaşacağım birkaç arkadaşım olacak yani, onun da bizim yükümüzü hafifleteceğine inanıyorum,
Cenab-ı Hak bizi utandırmasın, mahcup etmesin, İnşallah sizin güveninize layık olmak için, elimizden ne geliyorsa, gece gündüz, çalışmaya devam edeceğiz.
Sizleri mahçup etmeyeceğime inanıyorum. Bizden dolayı kafanız öne eğik olmayacaktır inşallah diyorum, Cenab-ı Hak bizi mahcup etmesin hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
Teşekkür ediyorum.
| iscileremekci.net [2006@2012] I E-Mail :iscileremekci.net@gmail.com I Bu Site En İyi Windows Internet Explorer'de 1024x768 piksel çözünürlüğünde izlenir.IYorumlar Editör denetiminden sonra Hakaret,İftira ve Beddua içermiyorsa yayınlanır.Tüm sorumluluk yorumcuya aittir. |