Kıdem Tazminatı Fonu'nun yeniden gündeme gelmesi üzerine konu her gündeme geldiğini muhalefetini ortaya koyan Gülay Göktürk, 'testi kırılmadan bir daha uyarayım' dedi...
Gülay Göktürk'ün köşe yazısı
Testi kırılmadan
Yaşananlardan biraz olsun ders çıkarabilseydik, hani öyle çok değil, biraz; şu Kıdem Tazminatı Fonu denen şey kurulmaya kalktığında ortalığın toz duman olması, bütün toplumun ayağa kalkıp avaz avaz bağırması gerekirdi, "Ne! Yoksa yine kediye ciğer mi emanet edeceğiz" diye...
Kıdem Tazminatı Fonu yıllardır konuşuluyor ve konuşma ne zaman alevlense ben "testi kırılmadan" boynumun borcu olan uyarıları yapmaya çalışıyorum. Ama nafile... Hiç kimse on-onbeş yıl sonrasını düşünmeye niyetli değil. Konu bugünlerde yine alevlenmiş durumda. Bakan Başesgioğlu son açıklamasında "10 yıl prim ödeyene tazminat verilmesinin fonu zayıflatacağını" söyleyerek kıdem tazminatının ancak emeklilikte ödeneceği bir yasal düzenlemeden yana olduklarını ortaya koydu.
Bilindiği gibi kıdem tazminatı, işverenin, herhangi bir çalışanını -işçinin kusuru olmadığı hallerde - işten çıkardığında ödediği tazminat. Şimdiye kadar işveren işten çıkardığı işçinin çalıştığı her bir yıl için bir aylık giydirilmiş ücreti kadar kıdem tazminatı ödüyordu. Yani tazminatın sorumlusu tek başına işverendi. Şimdi yapılan yasal değişiklikle, devletin kontrolünde kıdem tazminatı fonu adı altında bir fon oluşturuluyor. İşveren çalıştırdığı her eleman için bu fona, çalışanın ücretinin yüzde 4'ü kadar bir prim ödeyecek. Herhangi bir kişi, sigortalı olarak çalışmaya başladığı andan itibaren bu fona dahil olacak. Arada, bir işten çıkarılıp bir başka işe geçse de kıdem tazminatını alamayacak ancak emeklilik yaşı geldiğinde fonda biriken parasını toplu olarak alacak. Kısaca özetlediğim bu uygulama, hem işçilerin, hem işverenin, hem de bütün toplumun aleyhine.
İşçilerin aleyhine, çünkü işçi için bu tazminatın tek bir anlamı var: Başına bir kaza gelip de işten atılırsa, kıdemine göre, üç-beş ay dayanabileceği ya da küçük de olsa kendine bir iş kurabileceği toplu bir paraya kavuşmak. Yeni uygulama kıdem tazminatını, bir emeklilik ikramiyesine dönüştürüyor. Böylece amacından tamamen saptırmış ve işçilerin çok önemli bir güvencesini yok etmiş oluyor. Bu görüşe karşı söylenen şey, artık işsizlik günleri için kıdem tazminatına gerek olmadığı, çünkü şimdi işşizlik sigortasının var olduğu... Tabii bunu söyleyenler, işsizlik sigortasının maksimum asgari ücret kadar olduğunu es geçiyor.
Bu uygulama işverenlerin de aleyhine çünkü işveren, işçisine belki seneler sonra işten çıkardığında ödeyeceği tazminatı şimdiden, peşin peşin fonun kasasına yatırmış oluyor. O kadar yıl boyunca o parayı kullanacakken; iş yapacak, istihdam yaratacak ve kâr sağlayacakken devletin avucuna teslim ediyor. Ama bütün bunlardan daha önemlisi, bu uygulama bütün toplumun aleyhine... Çünkü Kıdem Tazminatı Fonu denen fonla, devletin eline yağmalanmak üzere yeni bir fon veriliyor. Bu, yeni bir kara deliğin başlangıcı. Bu, kediye ciğer emanet etmekten başka bir şey değil.
Daha geçen ay, şu anda veto edilen Sosyal Güvenlik Reformu'nu tartışırken, Emekli Sandığı'nın, SSK'nın açıklarının neden bu hale geldiğini sormuyor muyduk birbirimize? Devletin bu kurumları, yanlış fon yönetimi yüzünden ya da kendine düşük faizli kredi kaynağı olarak kullanarak ya da siyasi rant amacıyla emeklilik yaşıyla oynayarak batırdığını herkes itiraf etmiyor muydu? Yoğun itirazlara konu olan o Sosyal Güvenlik Reformu, yapılan bütün bu hataların bedeli olarak katlanmak zorunda olduğumuz bir "acı ilaç" değil miydi?
Peki bunca deneyden sonra, şimdi ne demeye, fon yönetimindeki beceriksizliği ve hatta istismarı apaçık ortada olan bu kuruma, yani devlete "al yine batır" deyip yeni bir fon daha teslim ediyoruz? Var gücümüzle işçilerin sigorta primlerini devletin elinden kurtarmaya çalışacağımıza, bir de kalkıp kıdem tazminatlarını devletin eline teslim etmek, biraz aklı olanın yapacağı iş mi?
Diyelim ki bir kıdem tazminatı fonu kurulup işten ayrılan işçinin tazminatı bu fondan ödenecek olsa bile, işverenler bir araya gelip bir fon kurmayı beceremez mi? Ya da bu işi mevcut fon yönetim kurumlarından güvenilir birine veremez mi? Neden işverenler paralarını kendileri işletmek varken devletin kurduğu fona teslim ediyor? Ödeyeceği parayı neden devlet üzerinden geçirerek ödüyor?
* * *
Ne gariptir ki, yıllardır gündemde olmasına rağmen, kimse Kıdem Tazminatı Fonu'nu bu boyutlarıyla konuşmuyor. Varsa yoksa, işverenin fona ödeyeceği primin oranı... Yüzde 4 mü olsun, yüzde 3 mü diye küçük bir pazarlık sürüp gidiyor. Bizim kapitalistlerimizin ufku da bu kadar demek ki...
Bense, daha şimdiden, bundan yirmi yıl sonra meslektaşlarımızın yazacağı "siyasi iktidarlar tarafından sorumsuz bir şekilde yükseltilen kıdem tazminatları yüzünden batan Kıdem Tazminatı Fonu" ve "Kıdem tazminatı Fonu açığının her yıl bütçeden ne kadar para götürdüğü' haberlerini, yorumlarını okur gibi oluyorum.
(Bugün)