|
İlk salvo, Tahran ile direkt yollardan ticaret yapan şirketlere yatırımda bulunan Batılı emekli sandıklarına yönelik gerçekleştirilecek. Ayrıca, 1948 Cenevre Soykırım Sözleşmesi gereğince Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'a karşı, İsrail'in haritalardan silinmesi gerektiğini söylediği için dava açılacak. Ancak, sivil amaçlarla kullanılacağı savunulan, uranyum zenginleştirme programına devam ederek dünyaya kafa tutan İran cumhurbaşkanına yönelik bu saldırı bu adımdan daha geniş ve derin olacağa benziyor.
Bu hafta Herzliya'da her yıl düzenlenen konferansta, İsrailli üst düzey savunma ve istihbarat uzmanlarının uzlaştığı nokta, Ortadoğu'nun geleneksel politik haritasının değişmekte olduğuydu. İsrail'in temasları kestiği başat Arap devletleri Mısır ve Ürdün'ün nüfuzu azalıyor. İran ve Türkiye ise yükselen bölgesel güçler oluyor. İsrail'in Batı Şeria'yı işgaline direniş ideolojisini besleyen unsur pan-Arabizm'in yerini İslamizm aldı.
Direniş hareketinin öncü kolu artık El Fetih ya da Filistin Kurtuluş Örgütü değil, kökleri Mısır'daki Müslüman Kardeşler'e uzanan Hizbullah ve Hamas örgütleri olmaya başladı. Her iki militan grup da, zayıf olan Lübnan ve Filistin devletlerinde asimetrik bir savaş sürdürüyor. Bu iki devlet üzerinde hem en büyük mali destekçi hem de ipleri elinde bulunduran güç İran ve eğer İsrail istihbaratına inanacak olursak geleceğin nükleer gücü de bu devlet.
Bununla birlikte kapalı İran bir bombaya dönüşüyor (ABD'li askeri uzmanlar kayda değer ölçüde İsrailli meslektaşlarıyla kıyaslandığında bir kıyamet savaşının yakınlığı konusunda daha serinkanlılar) ve mevcut İsrail ordusunun vardığı uzlaşıdan şu sonuç ortaya çıkıyor: İsrail bir kez daha "varoluşsal bir tehdit" ile karşı karşıya. 1948'den beri birkaç kez bunu yaşamışlardı. Amansız ya da irrasyonel bir düşman olsun ya da olmasın bu seferki İsrail'in yok edilmesi çağrısı yapan bir düşman, çünkü 1938'de neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Diğer bir deyişle, meselenin İsrail'in Filistinliler'e muamelesi ya da 40 yıldır devam ettirdiği işgal altındaki topraklarla bir ilgisi yok.
Ancak İsrail'in tutunabileceği fırsatlar hâlâ bulunmaktadır. Evet, muhtemel seçenek el Fetih ve Hamas arasındaki açmazın devam etmesi yönünde olduğu gerçek. Bir Filistin iç savaşı muhtemelen patlak vermeyecek, ancak barış da olmayacaktır. Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas'ın üst düzey yardımcıları, Hamas'a ulusal uzlaşı hükümeti kurulmasında uzlaşıya varması için iki hafta daha vereceğini söylüyor. Eğer Hamas, İsrail'in tanınması da dahil, Filistin Otoritesi ile İsrail arasında geçmişte imza edilen anlaşmaları onaylamayı reddetmeyi sürdürürse, iki şeyden biri olacak. Ya, seçim çağrısı yapılacak ya da Abbas olağanüstü hal ilan ederek bir dizi geçici yönetimler oluşturabilir. Ve bu topraklarda geçici denilen şey çok uzun sürebilir.
Her halükarda, ılımlı bir Filistin liderinin hayatta kalmasıyla ilgilenen bir İsrail için seçenekler bulunmaktadır. İsrail, güvenliğini temelde tehlikeye atmadan barış sürecinin sürdürülmesi için ciddi adımlar atabilir. Buna, Filistinli tutukluların serbest bırakılması ile başlayabilir. El koyduğu vergi gelirlerini serbest bırakabilir. Güvenlik bariyeri yöntemini değiştirebilir ve işgal ettiği Filistin topraklarını terk edebilir, ek olarak ekonomik kuşatmayı kaldırabilir. Bu önlemlerin hiçbiri sıfır riskli değildir. Çiftçilere, zeytin ağaçları ile evleri arasında uzanan bariyerler boyunca izin vermek intihar saldırısı riskini de beraberinde getirebilir ancak Abbas gibi zayıf bir liderin daha da zayıflamasına izin vermek de bir risktir. Küçük adımlar her zaman büyüklerden daha çekici görünebilir. İsrail için, nükleer bir İran, barış isteyen Filistinli bir lider tasavvur etmesinden daha kolaydır. Başyazı,26 Ocak 2007 |